Yüklerin En Değerlisi-Bir Masal (2019)

25 Mart 2020 – Ankara

yuklerin-en-degerlisiBaşlamadan:

14 Mart 2020 tarihinde Yapı Kredi Yayınları Kızılay Satış Ofisi’ne uğramıştım yine. Zaman zaman buraya uğrayıp Corto Maltese’nin yeni sayısının gelip gelmediğini kontrol ediyorum. Bu arada ortada sergilenen kitaplarının tamamının en azından görünen kapaklarına bakıyorum. Dikkatimi çekenler olursa arka kapak yazılarına ve içindekilerine de bir göz atıyorum kenara çekilip.

Sâdık Hidâyet’in Kör Baykuş’unu almıştım. Ödeme için kasaya gittiğimde yakaladım aslında bu kitabı. Kasanın hemen önünde sergilenen yeni çıkanların arasındaydı. Sanırım kitabın alt başlığı olan “Bir Masal” ifadesi çekti beni. Masalları okumayı seviyorum. Bu yüzden de kütüphaneme hatırı sayılır masal kattım: Andersen, Grimm Kardeşler, La Fontaine, Anadolu Masalları… En kısa sürede Binbir Gece Masalları’nı da katarak hazinemi geliştirmeyi planlıyorum. Arada çocuk olup saf dünyalara gitmek keyif veriyor bana.

Jean-Claude Grumberg’in adını ilk kez bu kitapla duydum: Yüklerin En Değerlisi-Bir Masal(1)

Yapı Kredi Yayınları’nın 5584. Kitabı, roman alt kategorisi ile Edebiyat dizisinin de 1606. kitabı. Üçüncü hamur kâğıttan sayfalara ve karton bir kapağa sahip, 64 sayfadan oluşuyor. 13,5 x 21 cm ölçülerinde. ISBN kodu da 978-975-08-4698-4.

Kitabı Fransızcadan birçok eseri dilimize kazandıran, aynı zamanda Meydan Larousse’nun çeviri kurulunda da yer alan Aysel Bora çevirmiş. Kapak tasarımı da Nahide Dikel’e ait.

Türkçedeki birinci baskısı olan ve Mart 2020 tarihini taşıyan Yüklerin En Değerlisi-Bir Masal, ilk olarak 2019 yılında Paris’de La plus précieuse des marchandises-Un Conte (2) adıyla yayınlanmış ve aynı yıl Kütüphaneciler Ödülü Jüri Özel Ödülü ve L’Express – BFMTV Okuyucu Ödülü’ne layık görülmüş.

Yaptığım taramalar esnasında Grumberg ile ilgili kitap hakkında yapılan bir TV programına rastladım. Konuşulanları anlamasam da yazarı tanımak adına izlenmeli diye düşünüyorum. (3)

Oku-yorum:

Kitapların arka kapağında yer alan tanıtım yazılarını okumaya ayrıca bayılırım. Kitap hakkında küçük küçük fikirler veriyorken, küçük bir delik açarak içini görmenizi sağlıyor ama buradan bütünü göremeyince merak tarafınız kışkırıyor.

Bu seferki de böyle olmuş. “Hah yakaladım!” dediğiniz masalsı bir dünyanın ardında bir başka kocaman gerçek dünyanın varlığını hissediyor, bir an önce kapıyı aralama güdünüz sizi dürtüklüyor.

Şöyle sesleniyor kitabın arka kapağı:

““Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar kocaman bir ormanda yoksul bir oduncu adam ile yoksul karısı yaşarmış. Hayır hayır hayır hayır, içiniz rahat olsun, Parmak Çocuk değil bu. Hiç ilgisi yok. Sizler gibi ben de o gülünç hikâyeden nefret ederim. Besleyemedikleri için çocuklarını terk eden analar babalar nerede, ne zaman görülmüş? Geçelim…

Her neyse, bu kocaman ormanda büyük bir açlık ve büyük bir soğuk hüküm sürermiş. Özellikle de kışları. Yazları ormanın üzerine kavurucu bir sıcaklık çöküp o şiddetli soğuğu kovar, püskürtürmüş. Buna karşılık açlık, özellikle bu ormanın etrafının dünya savaşıyla kasılıp kavrulduğu o zamanlarda açlık hiç eksilmeyen bir şeymiş.

Dünya savaşı, evet evet evet evet evet.”

Yazar ve senarist Jean-Claude Grumberg’in kaleminden büyüsünü yitirmiş bir dünyada yaşayan insanlar için hüzünlü bir masal. Belki de gerçeğin ta kendisi.”

Kitabın içerisinde hem kitabın yazarı Jean-Claude Grumberg ve çevirmeni Aysel Bora hakkında kısa bir biyografik bilgilendirme var.

Para karşılığı birilerine satılan Parmak Çocuk masalına gönderme yaparak başlayan bir masal, bir küçük roman. Kitapları anlayabilmek için yaratanını tanımak bu açıdan önemli işte. Yazarın yaşadıklarını önceden bilince aslında masallaştırılmış anı demek daha uygun düşüyor.

Nazi toplama kamplarına insan taşıyan trenlerin birinden, 49 no.lu katarın camından bir umutla atılan bir bebeğin ve onu tren tanrılarının kendine lütfu olarak gören yoksul oduncu kadının masalı… Kocası o trenleri yük treni olarak tanıtmıştır kadına. O yüzden de bu yük teninden gelen bebeğe kadın “yüklerin en değerlisi” der.

Masal kısmen mutlu sonla bitiyor olsa da, anlatıda geçen tren yolculukları, kampların durumu hep akılda kalıyor ve güzel bir sona rağmen çok sevinebildiğimi söyleyemeyeceğim. Acıyı o kadar kısa ama bir o kadar da derinden vermiş ki yazar, dolu gidip boş dönen katarlar sanki önümden geçtiler bir bir.

Ya berberin bütün acılara rağmen diri tuttuğu umudu. Acılara bu denli katlanabilmesine tek dayanak o umuduydu aslında, bir ağrı kesici gibi. Ne zaman yansa yüreği bir doz umut alıyordu. Annenin feryadını anlatmaya kelimeler yetmez, satırlardan fırlayan koca bir çığlık oluyor. İçine gömdüğü acısını kızına umut olarak sunarak…

Bütün dayatmalarına rağmen o yavruyu büyütmek gayreti içi yakıyor. Çünkü o toplumun baskılarına neden olan “kalpsiz” değildi. Olamazdı da. O bebekti ve masumdu. Aksine onun hayata tutunmaya çalışan bir kalbi vardı. Reşat Nuri’nin bir sözü geldi aklıma: “Kalpler kiralık evler gibidir, kim daha çok verirse o gelir yerleşir…” Tam böyle miydi bilmiyorum ama mealen tam da buydu. Kalp de akıl gibi kendine yüklenen yolda gidiyor. En azından gitmek istediği kendi yolunu bulana kadar.

Satır aralarında toplumu saran pogromu, cadı avına çıkanları, tanrılara kurban edince bütün sıkıntıların gideceği inancı taşıyan ilkel insana dönüşen kalabalıkları da gösteriyor yazar. Bunların yanında cehalete övgü gibi dursa da, bilmekten öte saf sevgi ve inancın yüceltilmesidir aslında oduncu ailenin duruşu.

Masalın sonunda da bir “Son Söz” ile “Gerçek Hikâyelerin Meraklısı İçin Ek” başlıklı yazılar yer alıyor.

Bütün önyargılara rağmen sevebilince nelerin başarabildiğini anlatan bir hisse ile taçlandırıyor masalın son sözünde yazar:

“İşte gerçek hayattaki gibi hikâyelerde de var olmayı hak eden tek şey: Sevgi, çocuklara kendi çocukların kadar başkalarının çocuklarına da adanan sevgi. Sevgi, var olan ve var olmayan her şeye rağmen hayatın devam etmesini sağlayan sevgi.”

Muhteşem bir anlatımdı. Kesinlikle okunması, okutulması gereken bir kitap. Öyle çok zamanda almıyor. Masal kıvamında bir gerçeklik bekliyor okuru ya da belki de en doğrusu gerçeğin masallaştırılması ama gerçeklikten hiç kopmadan.

Bu arada kitap içerisinde geçen birkaç kelimeyi ben ilk kez duydum. Kelime sandığıma özenle yerleştirdim. Paylaşmak da en güzeli elbette:

Pogrom; dinsel, etnik veya siyasi nedenlerle bir gruba karşı yapılan şiddet hareketleriymiş ve bu şiddet hareketleri genellikle evleri, işyerlerini veya ibadet yerlerini tahrip etmek, insanları dövmek, yaralamak, tecavüz etmek veya öldürmekten oluşurmuş. (4)

Yiddiş, yidiş; yaklaşık olarak 1000 yıldan fazla bir süreden beri Avrupa’da yaşayan Aşkenaz Yahudîlerinin kullandığı bir dilmiş, Kimi kaynaklarda “Yahudi Almancası” olarak da geçermiş. (5)

Kalpsizler; Hıristiyan inancına göre İsa’yı yakmak isteyen Yahudilere gönderme yapılarak kullanılan bir aşağılamaymış. (Çevirenin notu)

Not alı-yorum:

  1. “Bu dünyada hiç kimse sevilen bir varlığın hayatı ya da kendi hayatı dahi olsa bir şeyler kaybetmeye razı olmadan hiç bir şey kazanamaz.” (Sayfa 49)

Başvurular:

  1. Yüklerin En Değerlisi-Bir Masal
  2. La plus précieuse des marchandises-Un Conte
  3. Jean-Claude Grumberg nous raconte «La plus précieuse des marchandises»
  4. Pogrom
  5. Yiddiş, Yidiş

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s