Kendime notlar aslında…

Epeyce bir zamandır, sanırım bir yıldır başlattığım “okumalar” yolculuğunda kayboldum. Keyifle okumak adına kütüphanemden çektiğim bir kitaptan, onlarca okunamamış kitaba uzanan bir kayboluş bu. Suç ve Ceza… Oysa ne büyük bir heyecanla almıştım elime. Eski bir dostla karşılaşmanın heyecanı vardı, buluşmanın, bir kez daha hasbihal etmenin.

Ama olmadı. Yetmedi. Dostoyevski’nin böylesi birine neden ihtiyaç duyduğunu, Raskolnikov’u nasıl ve hangi koşullarda yarattığını merak edince olanlar oldu? Asıl yolculuk o andan sonra başladı.

Kitabın ortaya çıkarılma serüvenini bilmeden, o cümlelerin nasıl bir dünyadan saçıldığını anlamadan okumak, yalnızca kitabı okumak olarak kalıyor, yavan duruyor. Hani bir insanı yakından tanıdığını sanıp, iç dünyasını ruhunu anlayamamak gibi bir şey…

Bir Suç ve Ceza okuması Dostoyevski’ye, o da Rus edebiyatına götürdü beni. Yolum mecburen Puşkin’e çıktı. Puşkin’i anlamak için Yunan hümanizmasını bilmek gerekiyormuş, Yunan mitolojisine gittim. Homeros ve Hesiodos’a dokununca bütün mitlerin kökeninde Hint ve Sümer kaynaklarının olduğu çıktı ortaya. Tam başlangıcı buldum derken Göbeklitepe ile bütün bilgilerin kaynağı M.Ö. 12.000’li yıllara geri gidiverdi. Yaratılış mitleri öyle gizem ve heyecan dolu ki, doğru mu yanlış mı bilemeden o koca deryada buldum kendimi. Kendim mi atladım, çaresizce düşüverdim mi bilmiyorum. İnmedim de çıktım mı yoksa?..

Gördüğüm manzara ürkütücüydü, bilinmesi gerekenler, bunların birbiri ile bağları, kavgaları, merak ettiklerim, eserler, sahipleri, sorular, cevaplar, pasajlar, cümleler…
Korktum ne yalan söyleyeyim. Korktum bunca şeyden. Yarım kalacak milyonlarca şeyden. Buna zamanım olmadığı gibi bu yolculuğa dermanım da yok çünkü. O yüzden hızlıca en kolay ulaşabileceklerimden, en çok okumayı arzu ettiklerimden bir yol haritası çıkarmayı daha anlamlı buldum.

Kendimce doğru okumaların o eserleri yaratanların yaratım öyküleri ile birlikte okunması ile mümkün olabileceğini düşünürüm. Bu yüzden de bir eserin anlaşılabilir olmasının sırrının o eserin sahibini tanıyabilmekte yattığına inanırım. Her eser onun mimarının aynı zamanda o anki ruh halidir. Kendidir bir anlamda. O iç dünyası denen tuvalin üzeri dışa vurulabildiği, anlatılabildiği bir resim gibidir. Vurduğu her fırça darbesi kocaman bir dalganın, fırtınanın ya da pembemsi bir dinginliğin işaretidir. O fırçayı tutan ele dair bir fikrimiz olmadığında ortaya çıkan eserin seslendiklerini doğru anlamak da imkânsızdır. Muhteşem bir eser olması, eserden inanılmaz keyif almak bu yaklaşımla çok doyurucu gelmemekte bana.

Hatta mümkünse okumaların yazarın yaşamöyküsü dâhilinde sırası geldikçe okunarak yapılmasını daha bir anlamlı, daha bir keyif verici olduğunu başladığım ama sonlandıramadığım Puşkin okumaları esnasında anlamıştım. Yüzbaşının Kızı’nın Puşkin’in hangi döneminde yazıldığını ve kime hitaben yazdığını bilmeyince yanlış anlaşıldığını düşündüğüm gibi.

Böyle yapılan okumaların elbette ki bir koşturmacası ve maliyeti oluyor tabi ki. Yazarı okumaya başlıyorsunuz bütün kitaplarını sıfır baskılarını almaya kalktığınızda çok paralar ödemek zorunda kalabiliyorsunuz. Kitapların tamamını bulmanız her zaman mümkün olmuyor, sahaf sahaf dolaşmak, internet ortamında epey bir araştırma yapmak gerekebiliyor. Bu esnada bir kitap için istenmiş fahiş fiyatlara “yuh, bu ne!” diyebiliyorsunuz. En doğru baskıyı bulmaya çalışmak ayrı bir çaba. Doğru çevirmen, doğru yayınevi çok önem kazanıyor.

Benim en hayıflandığım da tam yazarın yaşam öyküsü içerisinde kronolojik okumalar yaparken bir kitabı bulamıyorsunuz ve okuma hevesiniz bir anda zarar görebiliyor. Puşkin okumaları esnasında sıra Yevgeni Onegin’e gelince ne sıfır ne de ikinci elini nerdeyse bir yıla yakın bir zaman bulamadım ve bu okumam yarım kaldı. Sonra bir daha da Puşkin’e dönme şansım olmayınca bende eksik bir okuma olarak halâ durmakta.

Ve neredeyse iki yıldır arzu ettiğim okumalarımı gerçekleştiremedim. Ya kitapları bulup okuyamadım ya da okuduklarım beni başkaca kaynaklara yönlendirdiler oradan oraya savrulurken başladığım yere geri gelmek mümkün olmadı, yarım yarım onlarca kitap kaldı masamın üstünde.

Bir gayretle daha başlayıp disiplinli bir şekilde götürmeyi düşlediğim okumalar yolculuklarıma başlamak istiyorum.

Hepimize iyi okumalar. Yola çıkma zamanı. Haydi bakalım, aganta burina burinata…
16.12.2018

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s