Das Totenschiff (1959)

Slayt2

Slayt1

“Das Totenshiff”, 1959 yılında Avusturyalı yönetmen Georg Tressler (1917-2007) tarafından B. Traven’in Ölüm Gemisi romanından aynı adla uyarlanmış bir sinema filmi. Afişlerini ve tanıtımını aldığım IMDB sitesindeki puanı 6,7.

Filmin senaryosu Hans Jacoby, Werner Jörg Lüddecke’ya ait.

Kahramanımız Pippip(Philip Gale)’i Horst Buchholz canlandırmış. Bu ismi Nazi zulmünün işlendiği 1997 yapımı “Hayat Güzeldir” filminden hatırlıyorum ancak o kadar değişmiş ki tanımanın imkânı yok.

Pippip’in YORIKKE gemisine girmesini sağlayan ve gemideki en yakın arkadaşı Polonyalı Lawski’yi ise Mario Adorf canlandırmış.

İnternet üzerinde yaptığım bütün aramalara rağmen filmin ne Türkçe dublajlısına ne de altyazılısını bulabildim.

Eşimin önerisi üzerine kendisin de sosyal medya üzerinden takip ettiği Bağımsız Sinema Merkezi (BSM)’nden elektronik posta yoluyla yardımcı olmalarını istedim, ancak herhangi bir yanıt alamadım.

“Ölüm Gemisi”ni özellikle YORIKKE gemisinin kazan dairesinde geçenlerden dolayı izlemek istemiştim. Çünkü Traven’in anlatımından dolayı muhteşem bir sahne canlanıyordu insanın kafasında ve eğer bu filme yansıtılabilmişse kesinlikle izlenmeye değerdi.

Fransızca da olsa filmi sonuna kadar izledim. Siyah beyaz çekimi olan film yaklaşık 1.5 saat (1.33.35) sürüyor.

Film, eğlenmek için gemiden inen ve gece uyuyup kalan denizci Philip Gale’in gemiyi kaçırması ile başlıyor. Geceyi birlikte geçirdiği kadın, parasını alıp evraklarını da yırtarak havalandırmaya atar. Philip bunu fark ettiğinde artık çok geçtir ve kadından bir iz yoktur. Çaresiz limana gelir ve durumu gümrük yetkililerine anlatır ancak kimse belgesi olmadığından yardımcı olamaz. İş talebi için gittiği gemilerden de kovulur kimliği olmadığından.

Gümrük yetkilerince sınır dışı edilir. Gittiği ülkede demiryolu kenarında evi olan bir kadınla tanışır kadın evini açar hatta âşık bile olur Philip’e. Ama kahramanımızı deniz çağırmaktadır ve arkasında gözü yaşlı bir kadın bırakarak gider. Bu kısım romanda yok. Dönemin filmlerine bakılırsa aşk hep ön planda, bu yüzden tercih edilebilir olması açısından eklenmiş olabilir. Bir de denizcilerin her limanda arkasında yolunu gözleyen kadınlar bırakması teması da işlenmiş olabilir. Konuyu bozmadığından oldukça da keyifli bir yorumlama olmuş.

Amerikan Konsolosluğu’na yaptığı müracaatlardan da bir şey çıkmaz. Romanda da geçtiği haliyle kendinin ısrarla Amerikalı olduğunu söyleyen ve bunu anlatamamaktan mustarip birinin Amerikan Konsolosu ile Almanca konuşması ilginç olmuş.

Limanda serserice balık avlarken Lawski gelir yanına ve gemilerinde çalışmasını söyler, çaresiz kabul eder. Gemi açıkta durmaktadır ve daha karşıdan bile ürkütücü kasvetli durmaktadır. Kaptana kendini “Pippip” diye tanıtır. Bu gemide ateşçi olarak çalışmak zorunda kalır. Yattıkları kamaralar oldukça ilkel, kazan dairesindeki işler de fazlasıyla zordur ve angaryadır. Romanda anlatılan çalışma koşulları kısmen de olsa sahneye aktarılmış. Kül dökme, kömür taşıma, ocağa atma…

Gemi ambarında gizlice yemek için açtıkları konserve kutularının içinden mermiler çıkınca geminin hiç de masum bir yük gemisi olmadığını anlarlar. Gemileri illegal işler yapan, taşımacılık anlamında kaydı bulunmayan ve en önemlisi de gözden çıkarılmış, nerede batarsa orada kalacak, kıymetsiz bir ölüm gemisidir.

Çok geçmeden gemi fırtına yakalanır, kazan dairesindeki su borusu patlar ve bir işçi sıcak sudan haşlanır, kapatmak için inen diğer gemici ise o yalpalamada kurtulamaz. Üzerine yığıla kömürlerden kurtarmak için çalıştığı sırada ocak patlar ve kızgın kömürlerin altında kalır. Gemi karaya oturur ve ortadan ikiye bölünerek ağır ağır batmaya başlar. Gemiden filika indirerek kaçmaya çalışan kaptan kendisiyle gelmek isteyen gemicileri vurur ancak kendi de kaçamaz aşırı yalpalamada gemi ambarına düşerek ölür. Geriye iki kişi kalırlar: Pippip ve Lawski…

Filmi izlememek istememe gerekçe olan gemideki çalışmalar ve geminin batması romandaki kadar güçlü olmasa da oldukça başarılı çekilmiş. Gemiciler arasında geçen diyaloglara romandan dolayı bir fikir yürütmeye çalışarak izledimse de anlayarak izlemek daha keyifli olabilirdi.

Bu arada romanda batan gemi YORIKKE değildir. Zira romana göre Suriye’deki bir limanda demirlemişlerken gece geçirdikleri güzel bir geceden sonunda kendilerini anlayamadıkları ve istemedikleri bir şekilde bir başka “ölüm gemisi” olan EMPRESS OF MADAGASCAR gemisi mürettebatı olarak buluyorlardı. Batan gemi bu olmalıydı.

Bizimkiler batan gemiden kurtulabildiler mi, başlarına neler geldi? Bunu yazmak okura ve izleyiciye haksızlık olur, yapamam…

09.10.2019

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s