Ölüm Gemisi (1926)

Kapak

Çalışmalar

BAŞLAMADAN:

Ben genelde okumalarımı yazar üzerinden yaptığımdan varsa öncelikle biyografisinin yer aldığı kitapları okur, yeri geldikçe de eserlerini okumayı seviyorum. Ancak, Traven adına böyle bir kitap Türkçe mevcut olmadığından, kısa yaşam öykülerini okuyarak bu öyküler içerisinden belirleyebildiğim sırada da kitaplarını okumayı seçtim.

Traven’in ilk kitabı birisi hariç bütün kaynaklarda Ölüm Gemisi olarak geçiyor. Pamuk İşçileri‘nde yer alan yazarın yaşamöyküsüne göre, bu kitabın bir de alt başlığı varmış: “Bir Amerikalı Bahriyelinin Hikâyesi“…

Kitabı elden bir sahaftan almış olmalıyım, ne bir fatura ne de bir kayıt bulabildim zira. Belgesiz alış yapmışsam kitabın iç sayfalarına bir yerlere yazmaya çalışırım aslında ama bu sefer bunu da atlamışım.

Kitabın 1926 tarihli orijinal baskısına buradan ulaşılabilir: Das Totenschiff

OKURKEN:

Romanımızın kahramanı, yazarı gibi sırdır. Defalarca sınırdışı edildiğinde de, kaçak olarak yakalanıp karakollara düştüğünde de söylemez ismini. Kimlik belgelerini ve gemici kâğıtlarını yeniden çıkartmak için her sürüldüğü ülkede gittiği Amerikan konsolosluklarında da geçmez ismi. Sadece Fransa’daki Amerikan konsolosluğundan kimlik desteği istediğinde soyadı geçer ilk defa “Gale”…(55)

YORIKKE gemisine dâhil olana kadar bir isim bulamazsınız. Orada da tamamen uydurma bir isim kullanarak adının “Helmont Rigbay”, doğum yerinin de “İskenderiye, Mısır” olduğunu söyler.(127) Gemide çalışmaya başlayınca kendi gibi ateşçi olarak görev yapan Stanislav (Lawski) ile konuşurken ona da adının “Pippip” ülkesinin de “Mısır” olduğunu söyler.(140)

Oysaki “sapına kadar Amerikan delikanlısı olduğunu” söylemektedir ilk zamanlarda.(14) Konuşmalarına ve özlemlerine bakılırsa da New Orleans’lı sanırım. Ülkeler arası sürülürken Almanlara duyulan ilgi nedeniyle Alman olduğunu söyler sürekli gittiği her yerde, faydasını da görür.

Her ne kadar yaşam öyküsü içerisinde Pamuk İşçileri romanının kahramanın adının Gerard Gales olduğu belirtilmişse de “Das Totenschiff” filminin oyuncu listesinde Philip Gale olarak yer almakta. Belki kahramanımız kendini gizlediğinden olsa gerek kitapta Gerard ismi yerine arkadaşı Lawski’nin kullandığı haliyle “Pippip” geçiyor.

Pippip, New Orleans’dan Anvers’e pamuk getiren TUSKOLASO gemisinde “gemici” “güverte işçisi” olarak çalışmaktadır. O dönem de çalışma koşulları oldukça iyi bir gemi olmalı ki, “İşte bir donatan ki, devrimci düşüncelerden ötürü, gemicilerin de insan olduklarına farkına varmış!”(9), “Sıhhatli, neşeli tayfaların hastalıklı, bitik tayfalardan daha verimli olduklarını hele şükür keşfetmişti bu kumpanya!”(9) diyerek gemisine ve patronlarına övgüler düzmektedir.

Gemi Anvers’de bağlı iken bir akşam karaya çıkıp kafa dağıtmak ister, “insanlarla dolu bir sokak özlemi vardır içinde”(12) Oysa içki de içmemektedir ama o gün herkes gibi eğlenebileceğini düşünür, kendini akışına bırakır ve sarhoş olur. O yıllarda (1920) Amerika’da Sosyal Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin girişimiyle alkol üretiminin, satılmasının ve taşınmasının yasaklandığı ve halk arasında ‘kutsal içki yasağı’(11) varmış. Bu yasak 1933 yılında Başkan Roosevelt tarafından kaldırılmış.

Ayılıp apar topar limana koşar ama o çok sevdiği, kendini adeta adadığı gemisi onu almadan limandan ayrılmıştır. Bütün yaşananlar da bundan sonran başlar zaten. Bütün kişisel eşyaları ve kimlik belgeleri gemide kaldığından ne bir yerde işe girebilir ne de tutunabilir. Belçika’dan Hollanda’ya, oradan Fransa’ya oradan da son olarak İspanya’ya sürülür. Yarı dilenerek, yarı çalışarak, yarı da kendini acındırarak hayatta kalmayı başarır. İspanya’da takibe ve kovuşturmaya uğramadığı için kaçmak zorunda kalmadığından, sokakta kalan insanlara burada yardımcı bile olduklarından burada iyice salar kendini.

Ta ki “Ölüm Gemisi” adını verdiği YORIKKE gemisini rıhtımda görünceye kadar.(96) Gemi ile konuşur ve gemi adeta kendine çeker bizimkini. Bir şekilde kendini gemi mürettebatı olarak bulur ancak bu sefer ateşçidir. Burada kendi gibi kömür taşıma işinde ve ateşçilik işinde çalışan ve ona hem işi nasıl yapacağını hem de bu işler içerisinde nasıl hayatta kalacağını öğreten usta gemisi Stanislav (Lawski) ile dost olur, kader ortağı olurlar bundan sonra.

Kitabın bundan sonraki sayfalarında adeta yaşıyor insan o çalışmaları, tehlikeleri, zorlukları. O kadar detaylı bir anlatım var ki sıkmadan sanki okumuyor da izliyor, hatta onlarla çalışıyor buluyorsunuz kendinizi. Ben bu kadar ince anlatımın hayalde olamayacağını, Traven’in de bir dönem gemilerde çalışmış olduğunu düşününce Pippip’in kendisi olabileceğini bile düşünüyorum. Kitaplarını yayınlayan yayınevi sahibi de Traven’in kitaplarında kendi acılarından beslendiğini söylememiş miydi.

Traven, resmen bana kömür taşıttı geminin dibindeki bölmelerden ocaklara kadar, ıskaraları yerine takmaya uğraşırken kaç defa yanma tehlikesi atlattım. Ya kül boşaltma esnasında kepçeden son anda kurtulamasaydım ikiye bile bölünebilirdim. Dinlenmek için gittiğimiz o kamaralarda sabahladım uyuyamadım. Kaç defa Pippip’le kasaları açıp yiyecek aradık kim bilir.

O yıllarda açık denizde batana gemiler için sigortadan çok yüksek paralar alınırmış. Birçok eski gemi de bu nedenle yüksek primlerle sigortalanır, açık denizde batması sağlanırmıştır. Bu gemilere de denizcilik dilinde “ölüm gemileri” denirmiş. Zira çoğu zaman, içindeki personeli ile birlikte yok olur gidermiş bu tabutluklar. YORIKKE gemisine girişte “Her kim ki buraya girer, adı sanı silinir” yazıyormuş.

Nice zorluklardan sonra ki, bu zorlukları anlayabilmek için cidden kitabın uzunca bir bölümünü sadece okumak değil kendini bırakmak gerekiyor. Suriye’de bir limana ulaşırlar burada kendileri gibi “ölüm gemisi” olan EMPRESS OF MADAGASCAR gemisi ile tanışırlar. Anlayamadıkları ve istemedikleri bir şekilde artık bu geminin mürettebatı oluverirler. YORIKKE’de yaşanan onca zorluklara ve çileye rağmen bu seferki gemide her şey çok daha farklı gelişecektir.

Kitabın bundan sonrasını yazmak bence hem yazara hem de okuyucuya haksızlık olur. Filmin sonunu söyleyen o “gıcık” insanlardan oldum olası nefret etmişimdir. Bu yüzden okul çağlarımda özet çıkarmak zorunda kaldığım kitapların bile sonlarındaki o heyecanı hep dışarıda bırakmaya çalışmışımdır.

Kitabın neredeyse her sayfasında kapitalizme bir eleştiri, sınıf mücadelesine göndermeler var. Yazarın, hem teorisinde hem de pratiğinde devrimci bir yaşam biçimini özümsediği çok açık görülmekte. İşçi sınıfına olan eleştirel tavırları da gözden kaçmamakta. Mülkiyet kavramına çok defa saldırdığını gerek Pippin’in bürokrasi olan mücadelesinde, gerek gemideki hiyerarşik düzen içerisinde gerekse bohem yaşamında şahit oluyoruz. Sınır ve ulus kavramlarının da emperyal düzenin kendi varlığını devam ettirebilmek adına üretildiğini, bunun savaş ve insanlar arasındaki etnik çatışmalarla beslediğini ortaya koymaktadır.

Devrimci bir ders kitabı niteliğinin yanında psikolojik bir romandır da Ölüm Gemisi. Kişinin kendi iç dünyası ile toplumsallığı nasıl algıladığını, toplumsal özgürlüklerin aslında toplumun atomu sayılan bireyden geçtiğini izliyoruz da bir yandan. Ahlâk ve umut kavramlarının iktidar eliyle bizleri nasıl zehirlediğini, bir tutam verilmiş özgürlükler ile modern kölelikten keyif alır hale getirildiğimizi, yaşam mücadelesine sıkıştırılarak başkaca bir yaşamın mümkün olmadığına inandırıldığımızı “kimlik” kâğıdına sıkıştırılmış çaresizliklerde ve bir “ölüm gemisi” ocaklarında öğreniyoruz bir kez daha.

Bütün bunların yanında, “Kız gibiydi kâfir”(15), “Hepsi böyledir bu yezitlerin”(15), “Hakkını helâl et”(24), “İşte o zaman anlardı Hanya’yı Konya’yı!”(85), “Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli, sözünü unutmayın!”(95), “Mikael Aleyhisselâm”(100), “Yalanım varsa Allah belamı versin!”(101), “Büyük lokma ye, büyük söz etme demişler”(103), “Ateş olmayan yerde duman olmazmış!”(111), “Şeytan kulağına kurşun!”(249), “Battı balık yan gider!”(250) ifadeleri çeviriye ayrı bir hava katmış. Okurken hem tebessüm ettim hem de çok yakın buldum kendime. Belki çeviri hatasıdır bu tutum, neyse onu vermek gerekebilir anlamı tam olarak neyse. Yine de ben, buna yorum yapmak yerine kitabı okunur kılması ve sıcaklaştırması açısından keyif aldığımı söylemek istiyorum.

Kitap, 1959 yılında yönetmen Georg Tressler tarafından “Das Totenschiff” adı ile filme alınmış. Kahramanımız Pippip(Philip Gale)’i Horst Buchholz oynamış. Ancak, filmin ne Türkçe dublajlısına ne de Türkçe altyazılısına ulaşabildim. Film romanın hangi aşamalarını işliyor bilmiyorum ama varsa özellikle YORIKKE gemisi kazan dairesinde geçenlerin izlenmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Türkçe nasıl izlenebileceği hususunda (eşimin yönlendirmesi ile) Bağımsız Sinema Merkezi (BSM)’nden elektronik posta yoluyla yardımcı olmalarını istedim ancak şu ana kadar herhangi bir yanıt alamadım.

Kitap için iyi okumalar, filmi için iyi izlemeler…

KALANLAR:

  • “Çoktan geçti deniz masallarının romantizmi. Bana sorarsanız, hiç bir zaman yoktu ya. Ne yelkenlilerde, ne de açık denizlerde. Yazarlar estirmiş bu havayı hikâyelerinde. Öyle şeyler uydurmuşlar ki, bir sürü toy delikanlının kanına girmekten başka bir işe yaramamış.”(10)
  • “Gemici demek domuzuna iş görmek demektir. Üstelik de köpek gibi kullanırlar adamı! Romanlarda, destanlarda, operalarda hep kaptanlar övülür, onların şarkısı söylenir hep. İş görenin kahramanlık şarkısı işitilmemiştir. Asıl iş görenlerin destanları yazılsaydı güzel olmazdı belki, kaba olurdu; iğrenir, tiksinirdi dinleyenler.”(10)
  • Günün birinde bu hiç bitmeyen boya işine şaşar, denize çıkmayan bütün öteki insanların yalnız denizcilere boya yetiştirmekle uğraştığı sonucuna varırsınız.(10)
  • “İlk yirmibeş yıl hiç işsiz kalmadan, eşekler gibi çalışıp on para harcamadan, bütün paramı biriktirirsem, ikinci yirmibeş yılda gene işsiz kalmadan tutumlu yaşarsam, bu ikinci yirmibeş yılın sonunda kendimi orta tabakadan sayar, böbürlenebilirdim. Hani, “Allah’a şükür kara günler için kenara bir şeyler koyabildim” diyen orta sınıftan. Bu orta sınıf en önemli sınıftır. Bu sınıftan olabilmek, topumun değerli bir üyesi olmak demektir. Değmez mi elli yıl çalışıp para biriktirmeye? Böylelikle kendine ahireti, başkalarına yaşamı sağlamış olursun.”(11)
  • “Hayat göründüğü gibi yalın değil, aldırmıyor neden hoşlanıp, hoşlanmadığımıza. Büyük olaylardan çok, küçük, önemsiz görünen şeyler değiştirir yaşamımızı zaten.”(11)
  • “İnsanlarla dolu bir sokak özlemi vardır içinde.”(12)
  • “Karşı koyamaz bir duruma kor yasaklar kişiyi. Başkalarının koyduğu yasakları hiçe saymak, onları çiğnemek içimizde vardır da ondan.”(14)
  • “Analarını yitirmiş çocuklar, evleri yanmış insanlar, binicileri vurulmuş hayvanlar gördüm… Bilirim, acıklı şeylerdir bunlar. Bir denizcinin tek başına yabancı bir yerde kalması, bütün bunlardan çok daha acıklıdır. Gemisi onu almadan gitmiş bir denizciyi düşünün! Bir denizci düşünün ki, bırakılıvermiştir. Üzüntüsü, bir çocuk gibi ağlaması yabancı yerlerde kalmasından değil, alışıktır yabancı yerlere. Kendini üzgün duymaz isteyerek kaldığı zaman. Anayurdu saydığı gemi onu almadan giderse, kimsesizliğini, yalnızlığını, değersizleştiğini işte o zaman duyar.”(14)
  • “Güzel şeymiş yaşamak.” “Soluk alıp verebilmek kadar güzel bir şey var mı? Her şeyin üstünde, ummadığımız kadar güzel bir şey yaşamak.” “Yaşamak hep güzeldir, her zaman, her yerde, bombok da olsa durumun… Karanlık bir gecede, tarlaların ortasında bir solucan ezer gibi ezseler de seni, gene güzel, gene güzel şey yaşamak.”(24)
  • “Çünkü Amerikan devlet adamı, ölüm hükmünü verirken bile gülümser, gülümsemek zorundadır. Cumhuriyetin ödevlerindendir gülümsemek.”(29)
  • “Acıkmak, insanca bir şey ama kimlik kâğıdı öyle değil, İşte aradaki ayrım. İnsanlar insanlıktan çıkıp, kâğıttan birer kukla olacaklar bu gidişle. Tabi. Zordur çünkü insanı insan olarak kullanmak. Ama kâğıt kuklalara istediğin biçimi verir, gönlünce kullanabilirsin! Sızlanamazlar.”(30)
  • “Her zaman “üç gün”, üç gün demek değildir! Çok uzun, çok kısa süren üç günler vardır.”(31)
  • “Bilir misiniz kimler için yapılmıştır pasaportlar, giriş çıkış vizeleri? Bizler için! Amerika’ya ya da öteki ülkelere göçme yasağı konmuştur. Bizler için konmuştur. Bu yasaklarla daralan özgürlüğünüzü kimler destekler? İşçi Partileri. Kötülerin ilkeleri şudur: Yalnız kendimden olanı korurum. Benden olmayan yerin dibine batsın, kılımı bile kıpırdatmam. Geberseler daha iyi, çatışma kalmaz hiç değilse.”(31)
  • “Paranın değerini çok parası olanlar bilir. Değerini anlamak için vakitleri boldur da ondan. Elinden hemen yok oluveren şeyin değerini nasıl anlarsın? Vakit bulamazsın anlamaya. “Kuruşun önemini yoksullar bilir” derler inanmayın. Sınıf ayrılığı bundan doğar işte.”(34)
  • “Kazanıldıkça savaşlar, özgürlüklerini yitirdi insanlar. Neden mi? Çünkü, savaşlar kazandı özgürlüğü de ondan.”(35)
  • “Memurluk demek, kırtasiyecilik demektir.”(38)
  • “Her çağın katilleri olduğu gibi, engizisyoncuları da. Değişen bir şey yok sizin anlayacağınız.”(47)
  • “Düzenli işlerden çok, kendiliğinden oluveren şeyler daha çok işine yarar insanın kimi zaman”(48)
  • “Değişmez bir kural: parası olmayanın vakti boldur. Biri parayla öder, öteki vakitle!”(49)
  • “Bugün dünya geliri uğruna haritadan koca koca parçalar silinirken, iki üç kişinin yok olması kimi ilgilendirir? Kimi devletler, iktidarın korunması uğrunda tabiatın verdiği organlardan bile insanları yoksun bırakıyor. Topumun değil, bireyin üzerine kurulmuştur evren. Evrenin yıkılmaması da ancak kişilerin karşılıklı ilintilerine bağlıdır; elinden özgürlüğü alınınca yıkılır evren. Çünkü kişiler toplumun atomlarıdır.”(68)
  • “ Gülünçtür, kimi ülkeler özgür olduklarını savunurlar. Aslında yurttaşlarına devede kulak gibisinden özgürlük bağışlarlar, sonuna dek de baştakiler idare etmek ister bu özgürlüğü… “Demokrasi ve özgürlük yalnız biz de vardır” diyen yerlerden kaçın! Bir ülkeye girerken özgürlük anıtlarıyla karşılaşırsanız gözünüzü dört açın. “Biz özgür milletiz” diye durmadan bağıran yerlerden sakının! Yüzbinlerce yasa, buyruk, yol gösterme, polis sopası ve hapislerle canına okumuşlardır demokrasinin! Onun için böyle koca koca anıtlar dikerler, onun için durmadan bağırıp çağırırlar!” (81)
  • “İşsiz işçiye, işi olan işçi bir böbürlenir bir böbürlenir ki sormayın. Zaten işçinin en büyük düşmanı yine işçidir.”(84)
  • “İnsanların birbirlerine diş bilediklerini ummuyorum. Didiniliyor, uğraşılıyor böyle bir düşmanlık yaratılsın diye. İnsanlar köpeklerden daha akıllı sanırız, yanılıyoruz. Kolay kolay saldırmaz bir köpek başka bir köpeğe, değil mi? Gelgelelim insanları birbirine saldırtmak işten bile değildir. “Tut!” de yalnız, yeter… Çılgınlar gibi saldırırlar birbirlerinin gırtlaklarına.”(86)
  • “Gelgelelim rahat batar. Kişi daha iyi olmak için çabalar, hep değişiklikleri özler. Sanki bu değişikliklere kavuşursak daha mutlu olacakmışız gibi. Hazreti Âdem’in cennette canı sıkılıp başka yerler özlediği günden beri insanlar kurtulamadı bu dertte.”(102)
  • “Her nefer, çantasında mareşallik asasını taşır” Orduda kullanılan bir atasözüymüş.(121)
  • “İnanç dağların yerini değiştirebilir ama bir de inançsızlık başlamaya görsün, köleler zincirlerini koparır.”(121)
  • “Severiz köleliği, böbürleniriz köle diye. Hoşlanırız kırbaçtan, eziyet çekmekten! Niye hoşlanırız, bilir misiniz? Düşünme gücümüz vardır da ondan. Umut etmeyi düşünebiliriz. İyi günlerin geleceğine inanabiliriz. Umut, ekmeğimiz değildir, umut başımızın belasıdır!”(149)
  • “Baştakilerle, idarecilere inanmadığımız gün ileri bir adım atmış olacak insanlık.”(151)
  • “Efendilerin gücü, kölelerin umuduna bağlıdır.”(164)
  • “Özgürlük savaşından sonra çıktı pasaportlar, kimlik kâğıtları modası… Devletlerin gücünü anlayalım diye. Zorbaların, kralların, imparatorların ve onların metresleriyle uşaklarının devrini yendik, onun için savaşıldı. Çağımız bizi daha güçlü, daha büyük zorbalara kavuşturdu, çağımız bir bayrak çağı oldu, bir devletçilik çağı başladı şimdi de.”(169)
  • “Özgürlüğe kutsal bir hava ver, bak görüsün ne çıkmaza girer… En kanlı din savaşları onun başının altından çıkar. Gerçek özgürlük görecedir, insana göre değişir yani. Ama hiçbir din görece değildir. Görecelikleri en az olanlar da çıkarlarını düşünenlerdir. Bu en eski, en sağlam bir dindir, en iyi papazlar, en güzel kiliseler onlardadır.”(169)
  • “Neden bizlere ahlâk aşılamaya kalkışırlar bilir misiniz? Zenginlerin malları ellerinden gitmesin diye. Ekmeği olmayanlara, tereyağıdır ahlâk!”(175)
  • “Aldatılmak istemezsen, hiç soru sormayacaksın, şu yeryüzünde.”(185)
  • “ Toplum katları ayrılığını çok titizlikle gözetir işçiler!”(205)
  • “Her işçi bir basmak aşağısındakine yukarıdan bakar, konuşmaya yanaşmaz onunla.”(205)
  • “Ölmekle de değişmez bu durum. Hatta daha belirli olarak çıkar ortaya. Gömülmek zorundadır herkes ama şu duvarının dibine sessiz sedasız gömülen adam da kim oluyor? Sözü edilmez onun. Tabutu çam tahtasından mı? Ha bak o daha iyi. Ölüm dansı başlayınca geceleri, özlemle dişbudak tabutlara bakar o da. Tabutları çelikten, köşebentleri de altından olanlara başını kaldırıp bakamaz bile, bilir haddini. Bir anlaşmazlığa yol açmamak için tabutlar değişik yapılır zaten. Çelik tabuta kimi, kimi de bayağı tahtadan tabuta konur. Bu toplum ayrılığına yalnız böcekler boş verir, vız gelir onlara tabutların cinsi, karınlarını doyurmak için… Tahta tabuta da çelik tabuta da aynı kolaylıkla girerler.”(205)
  • “Kendimiz yaparsak insanları, gene kendimize benzetiriz. Onlara kendi gücümüzü, kendi inançlarımızı aşılar, boyun eğmeyi, alışmayı öğretiriz… Tek bizi tahtımızdan indirmesinler!”(214)
  • “Alışkanlık fena şey dedim. Hayatımızda gerçekle hayal etme yetisini ayırabilsek çok önemli şeylerle karşılaşabiliriz. Dünyayı başka bir açıdan görebiliriz belki… Sonuçları ne olur kim bilir?”(243)
  • “Gelgelelim haklar durumlara göre değişiverir. Dün haklı gördüğümüz bir şeyi bugün haksız bulabiliriz, Hakları sarıp sarmalayıp dolaba kaldıramazsın, bin yıl sonra çıkarıp gene kullanayım diyemezsin.”(247)

KAYNAKLAR:

  1. Pamuk İşçileri, Traven
  2. Das Totenschiff (IMDB)
  3. Kutsal içki yasağı

“Ölüm Gemisi (1926)” için 5 yorum

  1. Geri bildirim: B. Traven – Oku(r)yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s